Westmalle Trappist Dubbel: Birinci sınıf bir Bira

Son zamanlarda yaşanan birçok can sıkıcı gelişme blog’a ara vermeme neden oldu. Aslında 19-20 ve 24-25 Haziran tarihlerinde gireceğim doktora yetelilik sınavından dolayı blogu bir kenara koymuştum ama ara sıra girer küçük bir şeyler post ederim diye umuyordum. Ancak, önce alkol yasası, akabinde de Gezi Parkı olayları derken değil bloga bakmak, yemek yemek bile gelmiyordu içimden, birçoklarımız gibi. Yıllık içki tüketimi 1.5 litre olan ve OECD ülkeleri arasında alkol tüketimi konusunda en sonlarda yer alan Türkiye’de yürürlüğe sokulan katı alkol yasasıyla ilgili de geniş bir değerlendirmeyi ilerideki günlerde paylaşacağım blogda. Ama şimdi, Belçika’dan gelen şahane bir birayı tanıtmak istiyorum sizlere: Westmalle Trappist Dubbel!

 Öncelikle, bu trappist nedir olayını açmak lazım biraz. Trappist, Katoliklik içerisinde St. Bernard’ı takip eden Cistercians (Sisteryanlar) mezhebinin bir alt kolu. Trappist ismi Fransa’nın Normandiya bölgesinde bulunan La Trappe Manastırından alıyor. Trappistlik Aziz Benedict’in 6. yüzyılda yazdığı kurallarını izlemeyi esas alıyor. Bu kurallar içerisinde -kısaca- kararlılık ve dengeli olma, itaat etme ve manastır hayatına sadakat var. Bir de Trappist keşişleri sessizlik yemini ediyor diye bir inanış olsa da (vow of silence) bu pek geçerli bir durum değilmiş. Trappist rahipleri sessizlik yemi etmemekle birlikte, çok da geveze tipler değiller. Sadece gerektiğinde konuşuyorlarmış. Ayrıca, Trappistlere White Monks ya da Bernardines de deniliyor. White Monks denmesinin altında da giydikleri beyaz elbise yatıyormuş. Sisteryan yaşayışının temellerinde el emeği ve kendi kendine yeterlilik yatıyor. Hatta, St. Benedict’in buyruklarında (48. bölümde) şöyle diyor:

“for then are they monks in truth, if they live by the work of their hands.” 

Yani, kendi el emekleriyle yaşamlarını sürdürdükleri zaman, gerçek birer keşiştirler. Ancak, manastıra gelir sağlamak açısından, üretilenleri dışarıya satmak konusunda bir yasak yok. Satılanlar arasında peynir, ekmek, giysi hatta tabut bile var. Ancak, Trappist keşişlerinin üretip dışarıya sattıkları ürünler arasında en çok öne çıkan şey dünyaca ünlü Trappist Biraları.

Bugün dünyada bira üretimi yapan sekiz adet Trappist Manastırı var. Altısı Belçikada (Orval, Chimay, Westmalle, Achel, Rochefort, Westvleteren) biri Hollanda’da (Koningshoeven) ve diğeri de Avusturya’da (Engelszell Abbey) bulunuyor. Ayrıca, Almanya’daki Mariawald Manastırının da katılımıyla (bu manastır bira üretmiyor, peynir ekmek filan üretiyorlarmış) Uluslararası Trappist Federasyonunu (International Trappist Association – ITA) kuruyorlar. Amaçları Trappist Manastırları tarafından üretilen ürünleri denetlemek ve Trappist olmayan kolpa üreticilerin Trappist adından faydalanmalarını engellemek. Ayrıca, federasyon sadece bira üretimini değil, Trappistler tarafından üretilen ekmek ve peynir gibi diğer tüm ürünlerin üretimini denetlemeyi de amaçlıyor. Bira için oluşturdukları standartlar şöyle:
  • Bira muhakkak Trappist manastırı içierisinde, bir rahip tarafından ya da rahibin gözetimi altında üretilmeli
  • Bira üretimi manastır içerisinde ikincil öneme sahip olmalı ve manastır yaşamının gerekliliklerine uygun bir şekilde ticareti yapılmalı
  • Bira üretimi kar amacı gütmemeli ve sadece manastırın giderlerini karşılayacak kadar yapılmalı. Artan gelirler de muhakkak bir hayır kuruluşuna bağışlanmalı.
  • Trappist keşişleri biralarının kusursuz kalitesini sürdürebilmek için gerekli önlemleri almalı

Trappist_Beer_2013-08-31

 Orijinal Trappist ürünlerinde de “Authentic Trappist Prodcut” logosu var. Bendeki biradakini fotoğrafta görebilirsiniz. Altında da “Brewed within the walls of the Trappist abbey” (Trappist Manastırı duvarları içerisinde üretilmiştir) yazıyor.

 Şimdi gelelim Westmalle Trappist’e. Biraz da bu üreticiyi tanıdıktan sonra, biramıza geçeceğiz. Westmalle manastırı 1794 yılında Antwerp’de yer alan (Oostmalle ve Westmalle olarak iki köyden oluşuyor) Westmalle’de kuruluyor. Uzun bir süre Trappist manastırı olarak sınıflandırılmıyor, fakat 22 Nisan 1836 yılında Trappist Manastırı oluyor. Manastırın ilk baş rahibi Martinus Dom manastırın bira üretebileceği fikrini ortaya atıyor (zeki adammış) ve 1 Ağustos 1836 yılında ilk birayı üretip olgunlaşmaya bırakıyorlar ve takvimler 10 Ekim 1836’yı gösterdiğinde bir öğle yemeğinde ilk mahsülün keyfini çıkartıyorlar. Kayıtlara göre de ilk bira alkol olarak hafif, tat olarak da tatlıymış. 1856 yılında ise vites yükselterek daha yüksek alkollü dark bir bira üretiyorlar: yani ilk dubbel’lerini. Yine 1856 yılında dışarıya bira satmaya başlıyorlar, ancak kayıtlara geçen ilk satış 1 Ocak 1861 tarhine gidiyor. 1865 yılında da manastırın bira üretim kısmını büyütecek şekilde tekrar inşa ediyorlar. Adamlarda kalite bilinci varmış daha o zamandan. 1933 yılında ise tamamen yeni bir bira üretim alanı kuruyorlar. Yeni yaptıkları bu bira üretim tesisinde maya için özel bir bölüm de inşa ediyorlar. 1934 yılında ise strong pale ale’i (alkol oranı %9) üretiyorlar. Bu biraya da -Tripel- ismini veriyorlar ve 1956 yılından beri aynı reçeteye sadık kalarak üretiyorlar. 1991 yılında bira üretim alanı bir renovasyon daha geçirerek modern hale getiriliyor. Son olarak da Westmalle dışarıdan 40 adet brew-master’ı işe alarak zamana ayak uyduruyor ve 22 keşiş ve 40 profesyonel brew-masterlık kadrosuyla saatte ortalama 45.000’den fazla şişeleme ve yılda 120.000 hektolitreden fazla üretim yapar hale geliyor. Dubble ve Tripel ticari olarak satışı yapılan biralar. Bunlara ek olarak Westmalle Manastırı duvarları içerisinde üretilen bir bira daha var: Westmalle Extra. Bu bira yılda sadece iki kez üretiliyor ve sadece manastır keşişleri ve bazı özel ziyaretçiler tarafından yemeklerde tüketiliyor. Aşağıda manastırdan birkaç resim görebilirsiniz:

Şimdi de sıra Westmalle Trappist Dubbel’de. 33cl  ve 75cl’lik şişelerde satılan Westmalle Trappist Dubbel’in 75cl olan versiyonu diğerlerine göre biraz daha farklı. 75cl’lik şişedeki biramız 33’lükteki küçük kardeşine göre daha farklı bir şekilde olgunlaşıyor çünkü 75’lik şişede hala “canlı maya” bulmak mümkün. Böylelikle de biramız canlı canlı olgunlaşmaya devam ediyor ve sonuç olarak da daha kompleks bir yapıya kavuşuyor. 33’lük olanını içemedim ancak, 75’lik olanının bu canlı maya sayesinde daha keskin bir after-taste bıraktığı Westmalle Brew-masterları tarafından belirtiliyor. Ayrıca içindeki canlı maya Westmalle’nin olgunlaşmasına da olanak sağlıyor. 75’lik Westmalle şişenin içinde ikinci bir fermantasyon daha geçiriyor aslında. İçtiğiniz iki şişe arasında tat farkı olması büyük ihtimalle olası bir şey çünkü saklama süresi, hangi sıcaklıkta içtiğiniz, şişeyi çalkalayıp mayayı da biraya karıştırıp karıştırmadığınız biradan alacağınız tadı etkileyen unsurlar. Mesela, Westmalle brew-master’ları mayayı şişenin dibinde bırakmayı ve B vitamini açısından çok zengin olan ve kanı temizleme özelliği olan bu kısmını ayrı içmeyi öneriyor. “Eşim canlı maya mı, nasıl yani, ben içmem” deyip pek sallamadı keşişleri ama ben keşiş haklı beyler! diyerek ayrıyeten içtim bu kısmı.

Westmalle Dubbel su, arpa maltı, maya, şerbetçiotu ve şekerden oluşuyor. Şimdi şekeri gören gözler Efes-Tuborg kapışmasından kaynaklanan birada şeker olup olmaması sorunsalından yola çıkarak aga bu ne amk şimdi diyor tabi. Şeker olayına ayrı bir postta derinlemesine ineceğim. Westmalle özelinde konuşursak eğer, aslında birçok Belçika birası için de geçerli bu (ülkemizde de satılan Leffe, Bavik ve Duvel gibi) şeker kullanımı normal bir olay. Westmalle brew-masterları şekerin daha kompleks bir aroma elde etme ve biranın daha kolay hazmedilmesi için faydalı olduğunu belirtiyorlar. Westmalle Dubbel’de kullanılan şerbetçiotu da manastır tarafından özenle yetiştiriliyor ve sadece henüz döllenmemiş dişi şerbetçiotları kullanılıyor. Kullanılan gerçek şerbetçiotuna ilaveten bir de sarıyonca (lupulin) denilen şerbetçiotu yapraklarında bulunan tozlar da kullanılıyor bira yapımında. Bu tozlarla aromanın daha da zenginleştiği ve şerbetçiotunun koruyucu özelliğinin de artırıldığı belirtiliyor. Malt ve şerbetçiotu arasındaki denge, ideal evlilik de diyebiliriz, çok önemli ve Westmalle brew-masterları hangi sırayla ne kadar şerbetçiotu ekleyecekleri konusunda da yllardan gelen reçetelerini kullanıyorlarmış. Westmalle Dubbel’in kendine has tadında bu ideal dengenin önemi çok büyük deniliyor.

 Vakit tamamdır diyerek şişeyi açıyoruz heyecanla. Zaten mantarlı tıpası ve zarif şişesinden anlaşılıyor sıradan bir bira olmadığı. Bir şu şişeye bakın bir de Marmara Gold’a. Ne demek istediğimi anladınız. Elimizde orijinal bardak olmadığı için (resmini aşağıda görebilirsiniz) Lale bardak en uygun olanı diye düşünüp, bu bardakta ve  tavsiye edildiği gibi 9-11 derecede servis ediyoruz. Westmalle çok keskin ve aromatik bir kokuya sahip. Baskın bir şerbetçiotu kokusu, meyvemsi kokular, karamel ve karanfil kokusu (evet evet karanfil) çok güçlü bir şekilde burundaki reseptörleri alarma geçiriyor. Çok sağlam bir şey gelecek lan birazdan der gibi bir havaya giriyor duyu organlarım. Yemek zilini duyan Pavlov’un iti gibi büyük bir koşturmaca başlıyor dilimde damağımda. Westmalle’yi özenle bardağa dolduruyoruz. Köpük gerçekten çok tatmin edici. Hafif kremamsı bile denebilir bence çünkü gayet kıvamlı bir köpük var ve çok uzun süre kalıyor bardakta. Hatta bira bitene kadar (keşke hiç bitmese ya da Türkiye’de de satılsa da her istediğimizde ulaşabilsek) eşlik ediyor bize, bardakta dantel desenleri bırakarak. Benim köpük çok önemli bir kriterdir ve Westmalle muhteşem tadının yanında, nefis köpüğüyle de gönlümü alıyor.

Westmalle’nin tadı gerçekten ama gerçekten olağanüstü. Karamel, yanık malt tadı, ve karanfil  en çok öne çıkan aromalar. Hem biraz şekerli hem de hafif baharatlı bir tadı var. Belki biraz da bitter diyebileceğimiz bir aroması var Westmalle’nin. İnsanın dili damağı karnaval yerine dönüyor her yudumda. After-taste ise kesinlikle çok başarılı ve bence karanfilden kaynaklı değişik bir aroma kalıyor damağınızda uzunca bir süre. Türkiye’de bulunan bir bira olmadığı için elimize geçmişken her yudumundan ayrı zevk alarak içmeye çalışıyoruz. Yukarıda da bahsettiğim şişenin dibinde kalan ve ayrı içilmesi tavsiye edilen mayayı da bir güzel içiyoruz. B vitamini zengini  ve kan temizleme iddiası olan mayayı içerken de Sağlığımıza! demeyi ihmal etmedik tabi. Tat olarak et yemekleriyle güzel gidebilir diye düşünüyorum. Özellikle de biftek ya da antrikot yanında bir Westmalle Dubbel denemek isterim. Yemekten aldığınız zevki kesinlikle taçlandırır.

Bu birayı bana kardeşim getirdi. Belçika’dan okullarına gelen bir misafir bir hocaya getiriyor ve hoca da al sen iç diyor. Adam zaten bu konularda ballı. Radyo Eksen’den Judas Priest ve Deepache Mode bileti kazanmak (ve daha niceleri) yanında en son da  Dilko Kadıköy’ün Ekşisözlük’teki bedave İngilizce kursu çekilişini de kazanarak bu alandaki balını taçlandırdı. Koca okulda bu biranın da ona gelmesine şaşırmadım o yüzden. Bu kadar uzaklardan böyle yollardan geçerek gelen Westmalle gibi özel bir birayı içmek için de özel bir gün yaratalım istedik. Behzat Ç Finali hem Westmalle’nin hem de Behzat Ç’nin ağırlığına yakışır bir eşleşme oldu bizce. 96 bölümdür süren efsaneye veda ederken buruk bir sevinç yaşadık. Sevinçliydik çünkü çok kaliteli bir bira içiyorduk, buruktuk çünkü hastası olduğumuz dizi ekranlara veda ediyordu.

Son olarak, Westmalle’nin bira değerlendirme sitelerinden aldığı puanlara bir bakalım.

RateBeer: 99 / 100

BeerAdvocate: 93 / 100 (outstanding)

Benim notum: 10 / 10.

Ayrıca, Westmalle tadımda bana eşlik eden kardeşimden ve eşimden de tam puan aldı.

Sunuç olarak: dostum keşiş demişsin ama bunlar bildiğin brew-master! Elinize sağlık keşiş kardeş…

Yasaksız günlerde, doya doya güzel bira içmek dileğiyle…

#direnbira

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*