Siftah: Sapporo Bira Tadımı

Evet, en sonunda ilk tadımımızı yapıyoruz. Farklı bir bira blogu olmak istediğimizden de ilk tadımımızı Türkiye’de bulunamayan bir birayla yapıyoruz. Bira denince akla ilk gel(me)yen bir ülke Japonya. Biz de farklı olacağım diye b.kunu çıkartarak bir Japon birası tadımıyla siftah diyoruz. Zaten Türkiye’de bira kültürüne katkı yapmak filan diye girip ondan sonra Efes ya da Marmara Gold tadımıyla başlamak saçma olurdu. İlk kısımlar biraz Sapporo’nun tarihçesi ve genel bilgilerle ilgili, direkt tadımı merak edenler buraları geçebilir.

Sapporo

Sapporo aslında Japonya’nın en büyük dördüncü şehri ve kuzeyde Hakkaido adası üzerinde yer alıyor. Ayrıca gayet soğuk ve karlı bir yer ki 1972 yılında Dünya Kış Olimpiyatlarına da ev sahipliği yapmış. Şehrin soğuğu ve karı dışında meşhur iki şeyi daha var. İlki shiroikoibito denen –lovers in white- (beyaz aşıklar ki muhtemelen bu isim de kardan kıyametten geliyor) bisküvili çikolataları ve birası. Biz tabi ki Sapporo Biru ile ilgileniyoruz.

Japonya’nın dünyaca bilinen yegane birası olan Sapporo’nun geçmişi 1876 yılına kadar uzanıyor. Hakkaido bölgesindeki gelişme komisyonu birçok farklı işletmeye sahip. Bunlardan bir tanesi de Kaitakushi Brewery. Biraz devlet eliyle (Meiji dönemi bu arada) kalkınmacılık oynanıyor aslında. Almanya’da biracılık eğitimi almış olan Seibei Nakagava da bira ustası olarak başa geçiriliyor ve 1876 yılında ilk Sapporo Lager’i üretiyorlar. Almanya’da bira eğitimi almış adamdan ale üretmesini beklemek de saçma olurdu değil mi? Sapporo 1886 yılında Hakkaido Gelişme Komisyonu’ndan ayrılarak özelleştiriliyor ve Sapporo Beer Company adını alıyor. Bu arada 1887 yılında, bu sefer Tokyo merkezli olmak üzere, bir başka bira firması hayata geçiyor Japonya’da: Japan Brew Company ve böylece Japon bira pazarı palazlanmaya başlıyor. Bu rekabete daha sonra Osaka Beer ve Kirin Beer de dahil oluyor ve 1900’lerin başında dört büyük bira üreticisi pazarda kıyasıya rekabete girişiyor. Daha sonra piyasa dinamikleri kendini göstermeye başlıyor ve 1906 yılında Sapporo, Osaka ve Japan Brewery birleşerek Dai-Nippon Brewery ismini alıyorlar. İkinci Dünya Savaşının sonrasına kadar da Japon bira pazarını domine ediyorlar. 1949 yılıda da Dai-Nippon firması Dai ve Asahi olarak ikiye ayrılıyor. Sapporo da Dai’nin himayesinde kalıyor ve üretime devam ediyor. 1964 yılında da Sapporo Brewery olarak tekrar adlandırılıp kendi ayrı tüzel kişiliğini kazanıyor. O dönemden bu yana farklı çeşitler çıkartıyorlar ve özellikle de Kuzey Amerika piyasasına girmeye başlıyorlar. Amerikalılar herhalde Japon arabalarının istilasının yanında bir de Japon biralarını gördüklerinde çok uyuz olmuşlardır diye tahmin ediyorum. 2006 yılında da Kanada’nın en büyük üçüncü bira üreticisi olan Sleeman’ı 400 milyon doların tamamını nakit olarak ödeyerek (money talks hey yavrum hey) satın alıyorlar. Günümüzde Kuzey Amerika’da satılan Sapporo’lar da bu fabrikada üretiliyor. Adını doğduğu topraklar olan Sapporo kentinden almasına rağmen, günümüzde Sapporo bu kentte üretilmiyor artık. Sendai, Chiba, Shizuoka, ve Kyushu gibi diğer Japon kentlerinde üretiliyor.

Eveeet, bu kadar tarih yeter diyorum ve tadıma geçiyorum. Bu birayı daha önce Amerika’da tatma fırsatı yakalamıştım. Tabi not almadığım için aklımda kalan tek şey kavgaya götürülecek nitelikteki kutusu olmuştu. Japonya’ya giden bir arkadaşımdan (Gökhancım alkışlar sana) rica ettim ve sağ olsun getirdi. Bu seferki Sapporo daha insani bir kutudaydı.

İçerik: Sapporo’da Nijo kentinde yetişen arpa kullanılıyor Sapporo’da. Şerbetçiotu Çin’in Uygur bölgesinden getiriliyormuş. Hatta Sapporo Uygur bölgesindeki üreticilerle ortak bir girişim başlatıyor ve bölgedeki şerbetçiotu yetiştirilmesini destekleyici uygulamalar ve fonlar sağlıyor. Ek olarak, beni en çok üzen ve hayalkırıklığına uğratan mısır nişastası ve pirinç kullanılıyor. Özellikle pirinç birada maliyeti düşürmek için en çok başvurulan maddelerden çünkü arpa maltı karşısında çok çok daha ucuz. Ne zaman içerik kısmında pirinç görsem yüzüm bir Küçük İbo ifadesi alır. Açıkçası, büyük çapta üretim yapan firmalarda pirinç bir noktadan sonra kaçınılmaz oluyor anlaşılan. Efes – Budweisser – Coors bunlara örnek. Neyse diyor, binlerce kilometre öteden gelen Sapporo’yla aramıza girmelerine izin vermeden tadıma geçiyorum.

Biramız 4-5 derece soğuklukta. Lager biralar için ideal denebilecek bir sıcaklık. Çok soğuk olması bazı aromaları baskılayarak bunları hissetmemizi engelleyebilir. Alkol oranı yüzde beş. Bardağa koyuyoruz. Hooop hızlı bir köpürme, berrak bir sarı renk. Görünüm olarak ilk izlenim gayet başarılı. Şöyle bir kokluyoruz ki burundaki reseptörler de havaya girsin ufaktan. Evveet, Hoppy! Buram buram malt ve derinden bir hafif şerbetçiotu kokusunu almak mümkün. Birazdan beni nasıl bir tat karşılayacak bir fikrim oldu sanki. Bu arada köpük maalesef bizimle uzun süre kalmak istemiyor ve yarım santimden az bir yüksekliğe geri dönüyor. Köpük sever birisi olarak buradan not kırmalı bence diyorum. Köpüksüz bira baltasız bir Zagor gibidir benim için.

Tat olarak ben vasat buldum. Ne çok kötü ne de çok güzel. Allan McGregor gibi biraz. Malt baskın ve hafif şerbetçiotlu, hafif acımtırak bir bira Sapporo. Ancak, doğru söylemek gerekirse piyasadaki birçok lagerden de keskin bir şekilde ayrılmıyor. Türkiye’de olsa rotasyon birası diyebiliriz. Aynen bizim Beşiktaş’ta şu an oynayan Escudé gibi yani! Diğerlerinden kötü değil, ama çok çok da iyi değil. Arada sırada şans vermek yeter. Yalnız, pirinç gövdenin hafifliğinde çok keskin bir şekilde öne çıkıyor Sapporo’da. Hatta mısırı da baskıladığını düşünüyorum ki ben çok mısır tadı alamadım pirinç yüzünden. Yeter be pirinç, çık artık hayatımdan! Pilavı kestim bir yıldır, sütlaç yemiyorum, ulan burada da düşmüyorsun yakamdan! Sapporo için zayıf gövdeli, pek kompleks değil, ancak içimi gayet ve ferahlatıcı bir bira diyerek notlarımı tamamlıyorum. Bardağın sonuna gelince de aklımdan geçen Miller, Carlsberg ya da Efes seviyorsanız, Sapporo’yu da seversiniz kanısı oluyor. Günün her anı sahilde evde ya da barda içilebilecek gayet –mainstream– bir bira.

Sonuç olarak, Japonya’nın en meşhur birasını -tekrar- tatmış oldum. Türkiye’de olmamasından dolayı çok üzülmemek gerekir. Vitrindeki çeşitlilik için çok güzel bir adım olurdu ama damak tadı zenginliği açısından pek katkısı olmazdı diye düşünüyorum. Tercih hakkım olsa marketlerde Sapporo yerine Sierra Nevada görmek isterdi bu deli gönül ya da HofBrau mesela.

BeerAdvocate: 69 / 100 (poor & avoid ) Avoid demiş lan adamlar hahahaha. Görünce kaçın diyor resmen!

RateBeer: 8 / 100 (bunlar tam sıfırcı çıktı)

Benim notum: 45 / 100

Not: Dostum Gökhan’a tekrar teşekkür ediyorum bu birayı getirdiği için. Verirken de abi çok bir şey bekleme demişti J

Bir de Sapporo’nun çok güzel bir reklamı var. Onu da koymadan olmaz.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*