Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb: Biri Bu Birayı Türkiye’ye Getirmeli

Tarih 11 Mayıs 2013, yer Münih. Alman devi Bayern Münih bütün sezon domine ettiği Bundesliga’da erken şampiyonluğunu ilan etmiş, yakın zaman önce de uzay takımı denen Barcelona’nın üzerinden tır gibi (hem de iki kere) geçmiş olmanın gazıyla futbolcular Allianz Arena’da şampiyonluk kutlaması yapıyorlar. O da ne! Hersekin elinde devasa bir bardak ve birbirlerinin kafasından aşağı döküyorlar. Hatta Boateng Ribery’i önüne katmış koşturyor bu sıvıyı kafasına dökebilmek için. Şener Şen’in yandım allah koşusunu andıran bir şekilde Ribery de alışık olduğumuz o kanat koşularından birini yapıyor. Koyu renkli ve bol köpüklü bu sıvıyı muhteva eden bardağın üzerinde kocaman bir kafa ve bir yazı var: Paulaner!

 

Evet, bugünkü biramız Bavyera’nın meşhur buğday biralarından olan Paulaner! Gelin bu harika birayı biraz yakından tanıyalım. Haydi başlıyoruz millet!

Biraz Tarih

Bugün Münih’in en büyük, Almanya’nın ise en büyük sekizinci bira üreticisi olan Paulaner’in hikayesi yaklaşık 400 yıl önceye kadar gidiyor. Paulaner ismi St. Benedikten öğretisinin bir kolu olan Paulaner keşişlerinden geliyor. Paulaner keşişleri de Saint Francis of Paola ya da diğer ismiyle Francisco di Paola’nın öğretisini benimsemiş bir alt kol. Yani, Paulaner demek Saint Paola’cılar demek gibi birşey. Çok küçük bilgi, Saint Francis of Paola’nın öğretisindeki iki temel taştan birisi çok katı bir vegan diyeti ve buna bağlı olarak hayvanlara olan büyük sevgi ve saygı. Bazı pisliklerin hayvanlara işkenceyi marifet saydıkları bugünlerde bahsetmeden geçmek istemedim. Neyse, konumuza dönelim. 1627 yılında Paulaner keşişleri Bavyera Dükü Maximillian I’in kendilerini İtalya’dan Münih’e davet etmesine olumlu yanıt vererek Bavyera’ya adım atıyorlar ve Münih’in hemen dışında yer alan Au köyündeki Neudeck Manastırı’na yerleşiyorlar.

 

1634 yılında ise kendi bira ihtiyaçlarını karşılamak için ilk defa bira üretiyorlar ve Paulaner Braueri de belki de gayrı resmi olarak kurulmuş oluyor. Bugün de Paulaner etiketinde hala 1634 yılı kuruluş yılı olarak gözüküyor. Ancak Paulaner keşişleri zamanla kendi ürettikleri birayı halka sunmayı düşünüyorlar ve icazet almak için Vatikan’da ikamet eden Papa’dan görüş almayı düşünüyorlar. Bunun için de birkaç fıçı birayı arabalara yükleyip Roma’ya doğru yola koyuluyorlar. Alp’leri aşmalarını gerektiren ve haftalarca süren bu yolculukta fıçıdaki bira ısınıyor, sonra aniden soğuyor, tekrar ısınıyor filan derken ekşi ve neredeyse içilemez bir hale geliyor. Papa da kendisine sunulan bu birayı çok kötü, hatta iğrenç, buluyor ve sevgili Paulaner keşişleri bu rezil birayı kendilerine saklasalar daha iyi olur diye haber yolluyor. Manastırın halka bira satış izni alınması için bir 150 yıl daha geçmesi gerekiyor. 1780 yılında Karl Theodor tarafından verilen izinle Paulaner keşişleri ya da diğer adıyla Nuedeck Manastırı halka bira satabilmeye başlıyor.

Paulaner keşişlerinin ürettikleri biranın kendine has bir özelliği var. Bu bira Paskalya’dan önceki 40 gün boyunca tutulan oruç esnasında içmek için tasarlanmış bir bira. Oruç döneminde ekmek yiyemedikleri için biralarını deyim yerindeyse sıvı ekmek haline getiriyorlar. Bu da biranın içindeki wort’un (yani mayşenin) çok yoğun olmasıyla yapılıyor. Hatta bu biraya sankt-vater-bier (Holy Father Beer) diyorlar. Bu isim daha sonrasında (1835 yılında, detaylar aşağıda) Salvator (savior: kurtarıcı) ismini alıyor. Nasıl mı? Görelim hemen.

1774 yılında, kendisi de babası George Still gibi bir bira ustası olan 23 yaşındaki Valentin Stephan Still ya da manastırdaki adıyla Brother Barnabas, Neudeck Manastırı’na geliyor. Her yılın 2 Nisan’ında yapılan Saint Francis of Paola’yı anma etkinliğinde (2 Nisan kendisinin ölüm tarihi bu arada) içilmek üzere yapılacak olan birayı 1780 yılında Brother Barnabas yapıyor. Brother Barnabas kendinden de bir şeyler katarak biraz yüksek alkollü bir bira üretiyor bu kutlama için. Geleneklere göre kutlamalara başlarken bira dolu bardağı ilk olarak Bavyera Dükü’ne ikram etmek ve kadehler kaldırılarak şöyle demek gerekiyor:

“Salve, pater patriae! Bibes, princeps optimae!” (“Greetings to you, father of our country! Drink, best of all noblemen! ya da Selamlar olsun sana ülkemizin babası, İç, tüm asillerin en iyisi-asili”)

Keşişin Düke bira takdimini gösteren figürler

1780 yılında ilk kez üretilen Salvator birasının hem dük tarafından hem de yerel halk tarafından çok beğeniliyor. Ayrıca Salvator reçete itibariyle bir doppelbock birası (bkz: Schneider Tap 6 Aventinus). Bu başarısı sonrasında Brother Barnabas şehir konseyi tarafından “sağduyulu, çalışkan ve imanlı bir bira ustası” ilan ediliyor ve manastır onun liderliğinde bira üretmeye devam ediyor. Hatta 1793 yılında manastırın ortalama üretimi yıllık 3200 hektolitreye ulaşıyor ki bu rakam o dönemdeki ortalama bir bira üreticisinin neredeyse 4 katı!

Ancak Paulaner keşişleri için işler bir anda tersine dönüyor. Augustiner yazımda da bahsettiğim gibi Napolyon Bonaparte’ın kilise mülklerine el koyma ve sekülerleştirme politikasından Paulaner de nasibini alıyor ve 23 Temmuz 1799 tarihinde Bavyera Eyalet Devleti’ne devrediliyor.
Paulaner de 7 yıl boyunca atıl bir şekilde devletin kontrolü altında bekliyor ta ki 1806 yılında Münchener Hellerbräu’nun sahibi Franz Xaver Zacherl tarafından kiralanana kadar. Kendisi de bir brewmaster olan Franz Xaver Zacherl Paulaner’in tamamını ise 1813 yılında satın alıyor ve nesli tükenmek üzere olan Salvator birasına tekrar can veriyor. Franz Xaver Zacherl’in 1849 yılında ölmesinden sonra Paulaner’i Zacherl’in yeğenleri Heinrich ve Ludwig Schmederer devralıyorlar.

Salvator isminin bu doppelbock biraya “resmi olarak” verilişinin tarihinin 1835 olduğundan yukarıda bahsetmiştim. Şimdi gelelim ayrıntılara. Zacherl Amca’nın kontrolünde Paulaner bira üretmeye devam ediyor. En sevilen biraların başında da Father Barnabas’ın reçetesine sadık kalınarak üretilen bira var. 10 Kasım 1835 yılında bir müşteri “Bana bir Salvator ver” diyor ve bu sipariş bu bira türünü adlandıran ilk kayda geçiyor. Yani, bu isim yıllardır kullanımda olsa da ilk defa 10 Kasım 1835 tarihine ait bir belgede bu biranın Salvator olarak isimlendirildiğine dair kanıt var. 1890 yılına gelindiğinde Salvator ismi altında birçok imitasyon bira üretiliyor. Heinrich ve Ludwig bu işe bir dur demek için 1899 yılında yerel mahkemeye başvuruyorlar ve Salvator isminin telif hakları alınıyor ve artık Salvator ismiyle doppelbock üretimi yasal olarak engellenmiş oluyor.

Bugün doppelbock üreten diğer firmalar Salvator ismi ve onun sonundaki “-tor” ekinden esinlenerek doppelbock biralarına sonu hep “-tor” ile biten isimler veriyorlar. Misal, “Animator” (Hacker Pschorr), “Celebrator” (Ayinger), “Maximator” (Augustiner), “Palmator” (Prösslbräu), ve “Triumphator” (Löwenbräu) gibi. Bu arada, Terminator de var mı lan diye baktım ama Almanlar bu ismi Amerika’lılara kaptırmışlar. Terminator isimli bir bira var ama kendisi doppelbock değil, Stout! Ayırca, Alman Patent Enstitüsüne göre sonu “-tor” ekiyle biten Alman biralarının sayısı 200’den fazla!

Hikaye’nin devamında Paulaner’in önlenemez yükselişi ve bir dünya markası olması var. Özetlemek gerekirse birçok başka firmanın satın alınması, dünyanın birçok yerinde birahanelerin açılması, bira alanında birçok inovasyon (ilk alkolsüz buğday birası gibi) ve Bayern Münih’le olan sponsorluk. 2013 yılında da 2.1 milyon hektolitere bira satmış Paulaner ve bugün de inceleyeceğim Paulaner Hefe-Weiss Naturtrüb de Almanya’da kendi alanında pazar lideri. Ama bu gelişmelerin içinde Türkiye Pazarına giriş gibi bizi derinden sevindirecek bir olay olmaması çok üzücü.
Paulaner’in bugünkü ortaklık yapısı da oldukça ilginç. Bu dünya devi bira üreticisinin hisselerinin %50’si Paulaner Brau Beteiligung GmbH’ye ait ve diğer %50’si ise Brau Holding International (BHI) isimli gruba ait ve BHI’nin %50.1’i Schörghuber’e ait iken %49.9’u Heineken’e ait. Ortaklık yapısının temsili şeması aşağıdaki gibi.

Tadım

Gelelim bu yazının asıl sebebi olan Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb’e. Paulaner’in 15’ten fazla bira çeşidi var. Bu çeşitlerin içinde en öne çıkan bira, belki de Paulaner’in amiral gemisi diyebileceğimiz olan pazarın lideri Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb.

İçerik & Alkol Oranı: Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb safkan bir buğday birası ve içeriğinde arpa maltı, buğday maltı, şerbetçiotu, su ve maya bulunuyor. Arpa ve Buğday maltları eşit oranlarda (%50) kullanılmışlar. Şerbetçiotu ise Bavyera’nın Hallertau bölgesinde yetişen şerbetçiotlarından. Kullanılan su ise Paulaner’in sahip olduğu Alp’lerin eteklerinde bulunan iki alanda tam 240 metre derinlikten çıkartılıyor. Bu suyun yumuşaklık değerleri ise bira üretimi için çok iyi. Almanya’da ortalama yumuşaklık değerleri 8.4 ile 14 arasındayken Paulaner’in kullandığı kaynak suyunun yumuşaklık dereceleri 0.5 ile 5 arasında, düşünün! Maya da yine Paulaner’in kendi özel yetiştirdiği maya ve Paulaner biralarına Paulaner karakteristiğini veren en önemli etkenlerden.

Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb’ün alkol oranı %5.5 ve 0.5’lik bir şişe yaklaşık 250 kalori. Ayırca içerdiği mayşe (wort) oranı da %12.5. Bu oran Salvator’da (yani diğer adı “sıvı ekmek” olan oruç birası) %18.3.

Şişe Tasarım: Tipik uzun ve uzun boyunlu Weissbier şişesi var karşımızda. Etikete gelirsek, Mühih’te bir bira bahçesi resmedilmiş etikette (ünlü Frauenkirche Katedrali arkada mesela) ve kızlı-erkekli bira içiliyor resimde. Şahane olmuş diyor, bardağa geçiyorum.

Bardak: Paulaner gibi bir birayı kendi bardağında içmek güzel be. Münih’ten özene bezene, gazete kağıtlarına havlulara sararak valizde getirdiğim Paulaner bardağımı bugünler için beklettiğim yerinden çıkartıyorum. Tipik bir Weissbier bardağı aslında. Çok özelliği var mı derseniz, Paulaner ambleminin bulunması ve üzerindeki çizgiler derim. Yoksa estetik olarak bir Kasteel ya da Duvel bardağı estetikliği yok gerçekten de.

Köpük: Buğday biralarının en önemli özelliklerinden birisi o 3-4 parmak kalınlığındaki köpükleri. Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb de köpük konusunda olması gerektiği gibi bir bira. Bardağa ilk koyuşta 3-4 parmak kalınlığında kremamsı ve lezzetli bir köpük göz alıcı bir şekilde kendini gösteriyor. Son yuduma kadar size göz kırpan bir köpük olacak bardağınızda, şüpheniz olmasın.

 

Renk: Koyu sarı, turuncu ve amber arasında bir renk denebilir mi? Geçen günlerde renklerle ilgili bir anket yaptım, anket soruları renkleri  bilme ve diğer renklerden ayırmayla ilgiliydi. Misal, fuşya rengini biliyor musunuz? Cevabım: hayır, o ne amk! O yüzden Paulaner’in rengini betimleme konusunda da net konuşmak yerine sarı-turuncu arası portakalımsı, çok güzel ve göz alıcı bir renk diyor, yorumu size bırakıyorum. Ayrıca, filtre edilmemiş bir bira olmasından kaynaklanan buğulu görünümünü de buraya not edeyim.

Koku: Gözlerimi kapayıp da Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb’un kokusunu içime çeker çekmez aklıma Avrupa gezilerim geliyor. Ne zaman Avrupa’ya gitsem doyasıya içtiğim, otelde uyumadan önce yuvarladğım yegane bira olduğu için kendisi, kokusu da beni o gezilere götürdü. Kendimle ilgili bu gereksiz dışa-vurumu bir yana bırakırsak, Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb buram buram muz ve maya kokusuyla aklımı başımdan almaya yetiyor. Weissbier’lerin tipik kokusunu Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb’de buram buram alıyorsunuz ve az da olsa çiçeksi ve limoni aromalar da burnunuza nüfuz ediyor.

Gazlılık & Gövde: Orta-yüksek arası bir gazlılığı var Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb’ün. Gövde olarak da orta derece diyebilirim.

Tat: Muz ve maya aromaları kokudaki ağırlıklarını damakta da ön plana çıkartıyorlar. Şerbetçiotu namına pek bir acılık olmadığını çok rahat söyleyebilirim. Ayrıca buğday ve arpa maltının o ekmeksi tadı da kolaylıkla damakta kendini gösteriyor. Buğday biraları için sıklıkla söylenen “refreshing” (ferahlatıcı-serinletici) etkinin Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb için de geçerli olduğunu söylemek lazım. Yazdan kalma bu Şubat gününde dışarıdaki yalancı bahar havasında gayet güzel bir etki bıraktı Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb. After-taste olarak muz ve maya aromaları yerini limon ve karanfil aromasına bırakıyor gibi. Tatlılık ya da baharatlı bir aroma bence kesinlikle yok.  Ne tatlı ne de acı bir tat var Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb’de. Bunlar yerine kolay içimli ve ferahlatıcı bir tat var bardakta.

Paulaner Hefe-Weissbier Naturtrüb maalesef ülkemizde yok. Yazının başlığında dediğim gibi, birileri bu birayı muhakkak Türkiye’ye getirmeli. Paulaner markası ülkemizde bira severler tarafından da bilinen bir marka. Bu bilinilirlik başarılı tatla da birleşince getiren kişinin emeklerinin karşılığını da alacağına inanıyorum. Buradan yurdum girişimcilerine sesleniyorum!

BeerAdvocate: 90 / 100 (outstanding)

RateBeer: 95 / 100 (overall) 100 / 100 (style)

Benim Notum: 95 / 100

Görüşmek üzere…

Son olarak: Bu Paulaner’in sponsoru olan dostum Ozan’a da buradan teşekkürlerimi iletirim. Bu Paulaner senin içindi emmeoğlu…

Not: bu yazıda alkolü özendirme ya da tanıtma gibi bir amaç güdülmemiş, sadece şahsi fikirler paylaşılmıştır. Ayrıca, herhangi bir markanın reklamı ya da tanıtımı söz konusu değildir ve sadece ve sadece şahsi kanaatler dile getirilmiştir. İçki bizim dostumuz değildir, içki kötülüktür, pişmanlıktır. Belirli oranlarda tüketildiğinde insan sağlığına da zararlıdır. 

 

One Comment

  1. Saint Francis of Paola öğretisi ile ilgili o küçük bilgiyi es geçmediğiniz için vejetaryen bir birasever olarak kendi adıma teşekkür ederim : )

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*