Münih Rehberi

Şu tepeyi aştık mı gerisi Mühih!

Pavilike… Münih… Edres Edres!

Bu satırları okurken büyük ihtimalle zihninizde kutu bavul, mavi ceket ve yere tüküren Türk imgeleri canlandı. Eğer hala sen ne konuşuyorsun lan değişik diyen varsa sizi İlyas Salman ve Şener Şen’in başrollerini oynadığı Banker Bilo’nun efsane sahnesiyle baş başa bırakıyorum. Daha küçük bir çocukken izlediğim bu sahne sayesinde kafama kazınmıştı Münih. Aradan yıllar geçti, Şener Şen de İlyas Salman da komedi çekmeyi bırakıp daha ciddi işlere yöneldiler, güzel filmler de çektiler. Ben ise ilk defa 2013 yılında o tepeyi aştım ve Münih’i gördüm ve tek kelimeyle bu şehre aşık oldum ve her sene kendisini görmeye gittim. İlk gördüğüm Almana da Pavlike, Edres Edres demek istedim ama Alman bu adamı oyar diye ilişmedim. Bu yazıda da sizlere Bavyera’nın ve Almanya’nın en güzel şehirlerinden biri olan ve Almanlığın sonuna kadar yaşandığı Münih’te biraya dair neler yapılabilir onları aktarmaya çalışacağım. Başlayalım.

Hauptbahnhof’ta indiniz ve Münih’e akmak üzeresiniz. Hemen yönünüzü doğuya çevirip Karlsplatz’a yöneliyorsunuz. Bir tramvay aracılığıyla ya da yürüyerek gidebilirsiniz. Buradan da Münih’in en merkezi noktası olan Marienplatz’a akıyoruz! Çünkü ne varsa burada ve çevresinde var. Aşağıda yazacağım yerler birbirine yürüme mesafesinde ve pub crawl yapmak isteyenler için bence güzel bir güzergah. Bu yazıyı 1. gün gibi düşünebiliriz. 2. gün aktivitelerini diğer yazıda paylaşacağım.

İlk durak Augustiner

Burayı aslında bir başka postta detaylıca anlatmıştım. Dileyenler buradan bakabilir. O yüzden kısa geçeceğim. Münih’te Oktoberfest’e sponsor olma hakkına sahip altı büyük üretici mevcut. Augustiner de bunlardan birisi ve bence Münih’in resmi birası nedir derseniz, diğer beş üreticiye rağmen vereceğim cevap Augustiner Helles olur çünkü şehre adım atar atmaz herkesin elinde bu yeşil-beyaz etiketli kahverengi tombik şişeyi göreceksiniz. Tat olarak tipik bir lager ve oldukça kolay içimli. Aslında pek bir olayı yok ama Münchnerler bu birayı pek seviyor.

DSC_0557

Marienplatz’daki Augustiner domuz yiyemeyenler için iyi bir tercih çünkü birazdan uğrayacağımız yerlerde genelde domuzdan başka et yok. Burada ise Farmer’s Chicken isimli çok güzel bir tavuk var. Yanında mis gibi kartoffelsalat’la getiriyorlar ve 10€’dan ucuzdu en son. Peki bira? Augustiner’e girip tap taze Weissbier’den içmemek olmaz! Tam bir yaz güzeli! Muz, karanfil, ekmek, yaş maya, buğday, limon… Kokular burnunuzda uçuşuyor ve fıçı Augustiner gerçekten de çok güzel! Dileyenler Helles ve Dunkel’i de fıçıdan deneyebilir. Bir de Edelstoff var ve daha iyi arpa ve şerbetçiotu kullanarak yapılmış bir Helles ama ben nedense düz Augustiner Helles’ten farkını çözemedim. Belki de öncesinde de 3-4 bira içerek tattığım içindir 🙂

DSC_0827

İkinci Durak Weisses Bräuhaus ya da diğer adıyla Schneider Weisse

2011 yılında Vedat Milor’un bir yazısında ilk defa adını duyduğum ve nasıl yani, bu bira Türkiye’ye ithal mi ediliyor diyerek peşine düştüğüm Schneider Weisse’nin birahanesi! Bloga Schneider Weisse’yle ilgili birçok yazı koydum. Tap 5, Tap 6, Tap 7 ve Tap X incelemelerime isterseniz tıklayarak bakabilirsiniz. Weisses Bräuhausun yeri Augustiner’e çok yakın. Marienplatz’dan yürümeye devam, eski şehir kapılarını andıran yerden geçtikten sonra hemen solda göreceksiniz. Sokağın adı Tal Straße olarak geçiyor. İçeri adımınızı atar atmaz sizi Alman Biraevlerine has lahana, domuz, ter ve bira karışımı o acayip koku karşılıyor her zamanki gibi. Yaş ortalaması yine 60’ın üzerinde ve herkesin önünde uzun buğday birası bardaklarında kıvamlı ve puslu biralar duruyor. Almanlık ne güzel diye iç geçirip bir masa seçiyoruz kendimize. 2013 yılında ilk defa gittiğimiz zaman eşimle şuraya mı otursak buraya mı otursak diye Türkçe konuşurken bir garson kadın yanımıza gelmiş ve Almanya’da sıklıkla duyduğumuz şu soruyu sormuştu “Türk müsünüz?”

DSC_0711

İsminin Hale olduğunu öğrendiğimiz bu garsonla daha sonrasında çok iyi arkadaş olduk ve ver Münih’e gidişimizde kendisine uğradık, hediyeler götürdük filan. O da bize çok iyilik yaptı. Misal, eşim domuz yemiyor ama Schneider’de domuzdan gayrı et yok. Hale mutfaktaki Kadir Usta’ya söylüyor ve bizim için özel dana yapılıyor. Hepsini geçtim, Hale Schneider’in bugünkü patronu olan Georg Schneider VI reyizi bizim masamıza davet ediyor ve tanıştırıyor! olaya bak! Yıllar öncesinde bir gazete haberi sayesinde adını duyduğum Schneider’in patronuyla aynı masada Schneider içiyor ve adama deli deli sorular yöneltiyorum 🙂 

DSC_0709

Fıçıdan Taptaze Tap 6 Aventinus

Weisses Bräuhaus’ta ne yiyip ne içmeli peki? Domuz seviyorsanız Weisswurst ve pork belly buranın özel yemeklerinden. Domuz dışında bir şey yemek isteyenler ise Kadir Usta’nın o gün mutfakta olmasını dilemekten başka bir şey yapamayacak maalesef. Bira konusuna gelirsek, Tap 6 Aventinus’u fıçıdan mutlaka ama mutlaka deneyin. Ülkemizde bulunmayan Tap 4’ü de kesinlikle kaçırmayın ve Eisbock Aventinus’unuzu da bir tatlıyla götürün. Schneider’in her sene deneysel takıldığı Tap X serisinden de ellerinde ne olduğunu sormanızı ve bulabildiğiniz tüm Tap X serilerini denemenizi öneririm. Bardak çalmayın, adamlar satıyor. 

DSC_0714

Ozan ve Hale

IMG_2931

Geçen yine Schneider’le içiyoruz…

Üçüncü Durak Dünyanın En Güzel Kamu Binası olan HofBräuhaus

Burası Münih’in belki de en turistik yeri. Her köşesinden tarih akan Hitler’den Mozart’a, Lenin’den rahmetli başkan Kennedy’e kadar birçok ünlü isme ev sahipliği yapan HB’ye geldik. 400 yıldan fazla bir geçmişe sahip olan HB yaz-koş ve gece-gündüz fark etmeksizin her daim kalabalık. Kısa tarihçesi için tıklayınız. İçeride Alman’dan çok turist var ve lokallerden ziyade turistlerin ilgisini çeken bir mekan olma yolunda. Benim sevdiğim bir yer ama tek hoşuma gitmeyen şey bu fazla turistik havası. Garsonların da büyük çoğunluğu Alman değil. Bira çeşitliliği tarihi dokusunun gerisinde kalan bir mekan. Genel olarak insalar Dunkel Maß ya da Helles Maß tüketiyorlar. Buğday birası benim gözlemime göre daha 3. sırada tüketiliyor.

DSC_0691

Mekanda yemek menüsü gündüz-akşam-gece şeklinde. Hangi saatte gittiğiniz önemli yani ama mutfak yine domuz ağırlıklı. Bu tarihi mekanda klasik leş Alman müziğini çalan bir de ekip var. Yer yer bu sıkıcı ve bence tıpa tıp aynı müziği icra ediyorlar. Burada dikkatinizi çekecek bir nokta müdavimler köşesi. Bazı müdavimlere özel bardaklar veriliyor ve bu bardaklarını koymaları için de bir yer tahsis edilmiş. Münih’te yaşıyor olsaydım herhalde benim de bir tane olurdu 🙂

DSC_0689

DSC_0701 DSC_0704 DSC_0706

Eeee, buralara kadar geldik, bardak çalalım, hem  “buraya gelip de bardak çalmak adettenmiş” laflarına inanıp da bir bardak yürüteyim derseniz başınıza şöyle bir olay gelebilir. 1994 yılında Amerikalı bir sosyoloji öğrencisi üzerinde HB sembolü olan ve HB’nin hemen girişindeki hediyelik dükkanda da satılan meşhur bardaklardan birisini çantasına atıyor, fakat yakalanıyor ve tutuklanıyor. Bavyera Mahkemesi aslında adi bir suç olan bu bardak çalma vakasını toparlamaya çalışana kadar da 4 haftasını hapiste geçiriyor. Sonuç olarak ise, mahkeme bardak çalan Amerikalı sosyoloji öğrencisine bugünün değeriyle 1260€ ceza vererek tahliye edilmesine karar veriyor. Yani, eğer HB’den bardak çalacaksanız, bir daha düşünün. Hediyelik eşya dükkanında her çeşit bardak mevcut ve fiyatlar da makul! Hatırlatırım.

Gezecek 4 noktamız daha kaldı ama onlar bir sonraki yazıda.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*