Münih Rehberi – Bölüm 2

Bir önceki yazıda Münih’te Marienplatz’tan yola koyulup ufak bir Pub Crawl nasıl yapılır ondan bahsetmiştim. Genel olarak da Hofbrau, Augustiner, Weisses Brauhaus, Paulaner gibi ana akım ve herkesin bildiği biracılardan bahsettim. Bu yazıda ise Münih’te biraz daha gizli kalmış olan bira mekanlarını size aktaracağım.

Bavyera’da bir Craft Bira Pubı? Hayır, serap görmüyorsunuz…

Bavyera refahı ve güzelliğinin yanında bir de tutuculuğuyla ünlü bir bölge. Almanlar genel olarak yabancıları sevmez ama Bavyeralılar, diğer Almanları dahi pek sevmiyor. Hatta tanıştığımız bir Münih’li bu durumu anlatırken, “Bana nerelisin diye sorduklarında, Almanım demek yerine, Bavyeralıyım diye cevaplıyorum” tarzında bir espiriden de bahsetmişti. Bu Bavyeralılık olayı tüketim alışkanlıklarına da yansıyor elbette. Gelenekselcilik yemeklerden tutun, müziğe, giyime ve elbette biraya da yansıyor. Biraya yansıması da Münih’e Helles, Weissbier ve Dunkel olarak geri dönmüş. Böyle “bira muhafazakarı” bir şehirde ise yep yeni bir mekan açıldı geçen sene: Tap House Munich!  Adından da anlaşılacağı gibi içerisi bir Tap (musluktan fıçı biri) cenneti. Tam 40 çeşit farklı bira vardı musluklarda ve sayamadığımız kadar da şişe bira dolaplarda vardı. Belçika’da bile denk gelmediğimiz ve az bulunan Chimay White’ın ve Lindemans Kriek’in de tap menüsünde olduğunu belirteyim de siz de mekanın ne derece iyi olduğunu anlayın.

Tap House Münih’in ana sponsoru Camba Bavaria! Yeni nesil Alman Butik biracılarından diyebiliriz kendisi için ve mekanda da Camba’nın birçok birasını denemek mümkün. İşin güzel yanı, Camba’nın Single Hop Wheat serisi sayesinde Farkılı şerbetçiotları kullanılmış buğday biralarını tadıp kıyaslayabiliyorsunuz. Biz buraya 4 arkadaş gittiğimiz için herkes farklı biralar söyledi ve birbirimizden otlanmak suretiyle çok çeşit tadabildik. Fiyatlar makul, mekan güzel ve menü harika! Kesinlikle uğranması gereken bir yer.

DSC_0749 DSC_0750 DSC_0756 DSC_0758 DSC_0761 DSC_0766

Camba IPA

 DSC_0769

Rauchbier (İsli Bira) görünce kaçırmayız! 

Birada zirve noktası: Biervana! 

Şimdiki durağımız ise bir bottle shop yani craft bira satan bir dükkan. Şansımıza bizim otele çok yakındı ve sayesinde geceleri tadıma otelde devam edebildik. Mekanın ismi Biervana ve oldukça merkezi bir yerde sayılır. Metroyla ulaşım çok basit. Tam önünden geçen bir de otobüs hattı var. Burayı bana sevgili başkanım Evren Ülgen tavsiye etmişti. Münih’te, yukarıda da değindiğim gibi, butik bira olayı emekleme aşamasında ama mekan güzel iş yapıyor. Bir enteresan bilgi ise, alışveriş yapanların çoğunluğu Alman değil. Alman müşteriler ise genelde gençler. Gelin içeriye bir göz atalım.

DSC_0741

DSC_0742

DSC_0743

Dükkanın sahibinin adı Mattias ve gayet ilgili. Ne tür biralar sevdiğinizi ve tavsiye istediğinizi söylerseniz size hiç üşenmeden tavsiye verecektir. Biz kendisine şöyle bir teklifte bulunduk. Bu biraları alıyoruz ama senin buzdolabında kalsın. Hemen şu ilerideki parkta tadıp tadıp gelip alacağız. Kendisi de seve seve kabul etti. Tadım listesi de şöyleydi.

DSC_0727

DSC_0744

Doğayı sev, yeşili koru!

Münih’teki son iki durağımız bu yeşil şehrin iki güzel parkı. İlki Englischer Garten denilen İngiliz Bahçeleri. Parkın İngilizlikle alakası İngiliz Part stilinde yapılmış olması. 375 hektar üzerine kurulmuş bu devasa parkın geçmişi de oldukça eski 13 Ağustos 1789 yılında Carl Theodor tarafından açılan bu park ilk başta Carl’ın kendi oyun sahasıyken 1792 yılında millet için hizmet düsturundan yola çıkarak vatandaşa da açılmış. Münih’liler çok zeki insanlar olmadıkları için hele şu parka 40 katlı yaşam alanları dikelim ve buraları ranta dönüştürelim dememişler. Bizim gibi vizyonerlerin elinde olsaydı şu an Londra’ya 2 saat, New York’a 8 saat mesafede, yüzme sporlu, güvelikli ve yeni bir yaşam alanının kurulduğu My Münih isimli bir site olurdu burada. Dediğim gibi kafaları pek basmıyor. Parkı insanlara açmışlar, millet de güneşleniyor, futbol oynuyor, bisiklet sürüyor, köpek gezdiriyor ve bira içiyor.

Parkın içerisinde 2 büyük bira bahçesi var. İlk karşınıza çıkan Paulaner. Almanya’daki tüm bira bahçelerine dışarıdan yiyecek getirmek serbest. Hatta bu kanunla güvence altına alınmış bir durum. 1812 yılında Bavyera Kralı Max I bira fabrikalarının bahçelerinde insanlara bira ve ekmek satışına izin vermiş. İnsanlar da ekmeğin yanında yiyecekleri şeyleri de evlerinde getirmişler ve bira bahçelerine dışarıdan yiyecek getirme geleneği günümüzde devam ediyor. Uzun masalarda tanımadığınız ama bir iki bira sonrası tanışacağınız insanlarla oturacağınız bira bahçeleri harika bir sosyalleşme alanı ve German way of living (Alman tarzı yaşam) denilen şeyi en güzel tecrübe edebileceğiniz mekanlar.

Paulaner’den devam ettiğinizde karşınıza karşınıza çıkan yerin adı ise Chinesischer Turm yani Chinise Tower – Çin Kulesi. Resimlerde de göreceğiniz kulenin etrafına masalar atılmış ve bu bahçenin sahibi de Hofbrau! Masalar tıklım tıklım. Bazı yaşlı amcalar toplanmış hem bira içiyor hem de kağıt oynuyorlar. Resimdeki etekli arkadaş gibiler de var ama kendisinin olayı nedir anlamış değiliz. Tahminimize göre girdiği bir iddiayı kaybettiği için böyle geziyor çünkü etek üzerinde çok eğreti duruyordu!

DSC_0607

Masayla aynı renk t-shirt! Bizimlesin! 

DSC_0610

DSC_0620

Münih için aklıma gelen güzergahlar bu şekilde. Dileyenler biralarını Olimpiyat parkında da yudumlayabilir. Biz onu da yaptık elbette 🙂 Kendimi en huzurlu hissettiğim şehirlerin başında gelen Münih bir bira cenneti. Bira şehrin her yerinde karşınıza çıkıyor! Çeşit olarak elbette Berlin ve Hamburg’la yarışamaz. Kuzey yeniliklere daha açık olduğu için bu iki şehirde başı craft bira sunan mekan bulmak çok daha kolay. Ancak bu hızla giderse bu tutucu Alman şehri de önümüzdeki yıllarda craft bira için güzel bir durak olacak gibi. Son olarak Olimpiyat parkında uzanıp biramı yudumlayarak selamlıyorum sizleri. Kalın sağlıcakla…

DSC_0631

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*