Erdinger Weissbier: Bir Bavyera Klasiği

Geçen yaz mevsimindeki hızım olmasa da tadımlara “en az ayda bir bira” olacak şekilde devam etmeye kararlıyım. Aslında dolapta tadımı bekleyen o kadar çok bira var ki bu hızda gidersem yıllar sürebilir. Bu postta da bir Weissbier incelemeyi düşünüyordum ve hangisi olacağını da Twitter’daki sevgili takipçilere sormak istedim. Franziskaner vs. Erdinger şeklindeki yarışmayı da açık ara Erdinger kazandı ve kendisi bu yazının haklı konuğu oldu. Buyrun başlayalım kendisini tanımaya.

Erdinger

Tarih

Erdinger’in hikayesi 1886 yılında başlıyor. Der Weißbier-Brauerei ismiyle 1886 yılında Bavyera’nın Erding şehrinde (hatta  Kordonhausgasse 8 adresinde) Johann Kienle isimli abi tarafından kuruluyor. Yalnız Johann işletmeyi 4 sene idare edip Münih’li zengin bir aile olan Stadlmaier’lere devrediyor. Schneider’leri anlatırken bahsettiğim 1872 yılında gerçekleşen buğday birası üretiminin devlet tekelinden çıkartılıp, özelleştirilmesi kararıyla paralel bir şekilde de buğday birası üretiliyor burada. 

Dünden bugüne Erdinger

1930’lara kadar ne olup bittiğine dair bir şey yok. 23 Ekim 1935 tarihinde ise Franz Brombach isimli bir işadamı işletmeyi satın alıyor. Bu tarihte yıllık Weissbier üretimi 2.500 hektolitre. 1949 yılında da işletmenin adını şehrin adından esinlenerek Erdinger Weißbräu olarak değiştiriyor. 1960 yılına gelindiğinde ise Weissbier üretimi yıllık 25.000 hektolitreye ulaşıyor. 10 katı bir artış! Büyük başarı.

1965’te Franz’ın “emekli olayım ben demesiyle” Erdinger Weißbräu’nun başına Franz’ın Ekonomi ve Bira Bilimi (Economics and Brewing Science) mezunu 25 yaşındaki oğlu Werner geçiyor. Taze mezun Werner’in algıları açık tabi. Hemen fark ediyor ki 1960’larda Weissbier’ler popülerliklerini kaybeder durumda ve pazara -tüm dünyada olduğu gibi- (tahmin edin bakalım) Pilsner tipi biralar hakim. Weissbier ise genellikle eski müşteriler (yani yaşlı tüketiciler) arasında, özellikle de kadınlar arasında popüler. Ekonomi bilgisini de kullanarak Werner hemen bir forecasting yapıyor vee o da ne! Böyle giderse 1990’larda Weissbier’e olan talep neredeyse sıfırlanmış olacak. “Maaşlı bir işe mi girsem? Aldığım belli, verdiğim belli” diye düşünürken bu defa da Marketing bilgisini devreye sokuyor. Çözümünü kendi ağzından dinlemek/okumak istersek “Whenever Volkswagen wants to boost their car sales they start an advertising campaign for a new model. And so did I when I introduced “Erdinger Weissbier mit feiner Hefe” (Erdinger Weissbier with fine yeast), a step that was unusual in the brewing industry in the 1960s and 1970s.” Meali: “Volkswagen ne zaman araba satışlarını artırmak isterse, yeni bir model için reklam kampanyası başlatıyorlar. Ben de Erdinger Weissbier mit feiner Hefe-weissbier ürününü piyasaya sürerken öyle yaptım, bu 1960’ların ve 1970’lerin bira endüstrisi için olağan dışı, alışılmadık bir şeydi.”

O dönemde içinde maya olan biralar ikinci sınıf olarak kabul ediliyordu. Ama Werner burada da zekasını kullanmayı bilmiş ve Erdinger’i otantik ve Bavyera’ya özgü bir şey olarak göstermeyi başarmış. Werner Erdinger’i pazarda “tipik bir Bavyera ürünü” olarak tekrar konumlandırıyor ve ürünü Bavyera dışına taşımayı da başarıyor. Yani ürüne otantik bir hava katıyor adam. Hatta Bavyera dışına çıkan ilk Weissbier kendisi. Bu agresif pazarlama stratejisi tutuyor ve meyvelerini vermeye başlıyor. 1975 yılında Erdinger’in yıllık bira üretimi bir 10 kat daha artarak 225.000 hektolitreye ulaşıyor ve Erdinger Alman Weissbier pazarında lider konumuna geliyor.Not: bugün lider değiller ama hala büyük bir üreticiler. 

1925 yılından kalma bir reklam

Bugün Erdinger Weißbräu’nun başındaki isim hala Werner Brombach! 70’ine merdiven dayayan bu Bavyeralı amca Weissbier’e olan talep sıfırlanmış (bkz: sıfırlamak) olacak diye kabuslarına giren 1900’larda yılda 1 milyon hektolitre Weissbier üretimi gerçekleştirerek tahmini tersine çeviriyor.

Bugün Almanya ve Avrupa’da çok yaygın şekilde bulunabilen Erdinger 2005-2006 gibi ülkemize de kısa bir süreliğine uğradı ama şuan kendisine ulaşılamıyor. Umarım en kısa zamanda o da hızla çeşitlenen bira raflarında kendisine yer bulur.

Tadım

İçerik & Alkol Oranı: Erdinger Weissbier Alman Saflık Yasası’na (reinheitsgebot) uygun olarak su, arpa maltı, buğday maltı, şerbetçiotu ve mayadan oluşuyor. Kullanılan şerbetçiotu Erdinger’e 50 km mesafede olan Hallertau Bölgesi’ne ait. Zaten Hallertau Bölgesi de dünyanın şerbetçiotu cenneti olarak filan adlandırılan bir yer. Yalnız kulislerde dönen dedikodulara göre Erdinger Perle ve Tetnanger şerbetçiotlarını da kullanıyormuş ama buna dair resmi bir bilgi göremedim ben. Erdinger kullandığı şerbetçiotlarında iki şeye dikkat ediyor. Bunlar minimum oranda böcek ilacı ve gübre kullanımı. 

Kullanılan malt ise yerel üreticilerden temin edilmekte. Buğday biralarında buğday ve arpa maltı belli bir oranda kullanılıyor. Piyasadaki tipik German Hefe-Weizen ya da Weissbier dediğimiz biralardan hiçbirisi %100 buğday maltından üretilmiyor. Genelde 50-50 ya da 60 (buğday) – 40 (arpa) şeklinde bir oran var. Erdinger’de ise bu oran 50-60 arasında tahmin ediliyor. Yine sitesinde ya da başka bir kaynakta bu oranı göremedim ancak The Beer Hunter Michael Jackson’ın Erdinger ile ilgili yorumlarında buğday oranın 50-60 dolaylarında tahmin ettiğine rastladım. Biz de reyize güveniyoruz ve kendisini atıflıyoruz. Erdinger kendi suyunu kendi tesislerinin hemen 160 metre altından temin ediyor ve yumuşak içimli, bira için uygun bir su olarak da bizlere lanse ediyor. 

Erdinger Weissbier’in alkol oranı %5.3 ve wort oranı %12.6. 500 ml’lik bir Erdinger Weissbier içtiğiniz zaman aldığınız kalori ise 220. Bence masum bir oran. Unutmayın, bira değil, yanında yedikleriniz göbek yapıyor! 

Şişe Tasarım: Tipik uzun kuğu boyunlu Weissbier şişesi yine kadrajda. Sanırım bu şişeler tek elden çıkıyor, hepsi birbirinin aynı çünkü. Etiket ise krem mavi ve kırmızı renkerlin güzel uyumuyla gayet şık olmuş bence. Her yerden fırlayan buğday figürleri de şişenin içinde ne olduğunu gözümüze gözümüze sokuyor. 

 

Bardak: Erdinger’i Erdinger bardağında içmek lazım tabi. Diğer Weissbier bardaklarına göre daha uzun ve daha ince bir tasarımı olan Erdinger bardağı gayet zarif ve geniş ağzıyla da Weissbier içimi için oldukça uygun. 

 

 

 

Köpük: Weissbier’lerin en önemli özelliklerinden birisinin 3-4 parmak kalınlıktaki yoğun köpükleri olduğunu biliyoruz. Erdinger de ilk başta cömert bir köpük sunsa da daha sonra yarım parmaklık bir köpük bırakarak bende bir hayalkırıklığı yaratıyor. 

Renk: Bulanık sarı bir rengi var Erdinger Weissbier’in. Bulanıklığının sebebi de filtre edilmemiş olması ve içerdiği mayadan kaynaklanıyor. Weissbier’leri bardağa koyarken şişenin dibinde kalan 3-4 cm’lik kısmı bir sallayıp dökmek adettendir. Ben de öyle yapıyorum ve bardağımdaki biram iyice bulanık bir görünüm kazanıyor. 

Koku: Tipik Weissbier kokularını andıran bir kokusu var Erdinger’in, evet. Ama biraz silik kalıyor bu koku. Misal, Paulaner ya da Weihenstephaner’in kokuları için buram buram benzetmesini rahatlıkla kullanabilirken, aynı şeyi Erdinger için söyleyemiyorum. Otsu-samanımsı bir malt kokusu (buğday’dan kaynaklı olsa gerek) ve hafif bir muz kokusu var. Karanfil ise henüz burunda kendisi hissettirmedi benim için. 

Gazlılık & Gövde: Oldukça gazlı bir yapısı var Erdinger’in. Her ne kadar köpük kaybolmuş olsa da kabarcıklar tadım sırasında rahat durmadılar ve aşağıdan yukarıya doğru koşmayı ihmal etmediler. İçişte de bu gazlılığı zaten hissediyorsunuz. Gövde ise hafif-orta arasında denebilir. Kendisini çok hissettiren bir bira olduğunu söyleyemem açıkçası. 

Tat: Artık tadım zamanı diyor ve derin derin Erdinger’i kokladıktan sonra bir yudum alıyorum. Aromada ilk öne çıkan karanfil tadı bence. Hani o karanfilin dil üzerinde bıraktığı o hafif mayhoş uyuşukluk tadı var ya, Erdinger bunu layıkıyla hissettiriyor size. Muz aromasını baskın bir şekilde damakta hissettiğimi söyleyemem ama limon aroması daha belirgin bir şeklilde kendisini belli ediyor. After taste çok uzun süreli olmasa da yine karanfil aroması ağırlıklı. Ancak, Erdinger bence aroma-yoğunluk açısından çok da başarılı sayılmaz. Paulaner, Weihenstephaner, Franziskaner, Ayinger ve Schneider’in çok gerisinde gibi geldi bana. Aslında Erdinger beni Weissbier’le tanıştıran-alıştıran ilk 5 biradan birisidir. 3-4 yıl önce daha çok beğendiğim bu birayı şimdi daha iyi örneklerini denemiş olmamdan dolayı daha sönük buldum. Peki biramızın bitterness’ı için ne denebilir? Bitter bir bira değil kesinlikle. IBU değeri de 15-20 arasıdır olsa olsa. Orta damakta limon aroması daha ön plandayken bitişi bitter değil, daha çiçeksi-karanfilimsi bir yapıda. 

Hiçbir tadım o olmadan olmaz. Lokum yine masada yerini aldı

Gelelim puanlara:

RateBeer Notu: 54 / 100 (overall) 86 / 100 (style)

BeerAdvocate Notu: 79 / 100 (okay)

Benim Notum: 73 / 100

Not: bu yazıda alkolü özendirme ya da tanıtma gibi bir amaç güdülmemiş, sadece şahsi fikirler paylaşılmıştır. Ayrıca, herhangi bir markanın reklamı ya da tanıtımı söz konusu değildir ve sadece ve sadece şahsi kanaatler dile getirilmiştir. İçki bizim dostumuz değildir, içki kötülüktür, pişmanlıktır. Belirli oranlarda tüketildiğinde insan sağlığına da zararlıdır. 

Görüşmek dileğiyle…

 

3 Comments

  1. Öncelikle yazdığınız doyurucu yazılar için teşekkür etmek istiyorum. Benim gibi farklı biraları tatmayı seven ve bu markaların tarihlerine ilgi duyan biri için muazzam içeriğe sahip bir site. Bununla birlikte anlayamadığım bir şeyi sormak istiyorum. Tüm tanıtım yazılarınızda “yüksek gövdeli” veya “orta gövdeli” olarak bir yorumda bulunuyorsunuz. Burada gövde diye bahsettiğiniz şey nedir? Nasıl bir çıkarım yapmamız gerekiyor?

    Teşekkürler.

    • Bira Sevdası says:

      Selamlar. Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Elimden geldiğince bu kültüre katkı yapmaya çalışıyorum, beğendiğinize de çok sevindim.

      Aslında bir bira tadım sözlüğü yazısı yazmak var aklımda, hatta bir kısmını da yazdım ama bir türlü devamını getiremedim. Orada bu gövde, bitiş vs. gibi şeylere de yer vermeyi düşünüyorum.

      Sizin sorunuza istinaden, gövde denilen terim biranın (şarap ya da viski için de geçerli) ağızda-damakta yarattığı doluluk hissi. Aldığınız yudum kendisini damakta ne kadar hissettiriyor. Düşük-orta-yüksek de bununla ilgili. Mesela, %10’luk bir St. Bernardus ABT 12 ya da Chimay Blue yüksek gövdeli biralar. Aldğınız yudum damağınızda net bir şekilde kendisini hissettiriyor. Ya da Guinness mesela! Oldukça düşük gövdeli, sanki sulandırılmış gibi. Bu da düşük gövdeli bir bira mesela. Umarım becerip anlatabilmişimdir 😀

      Selamlar & Sevgiler

  2. varol kavust says:

    ben bir erding li olarak erding sehrinin en onemli birasini cok guzel bir sekilde anlatmissiniz hemen hemen her gun bir iki tane icerim bence biralarin arasinda ilk birdedir. bu guzel icecegi tanittiginiz icin tesekkur ederim maalesef turkiyede buna benzer bira bulunmuyor bu birayi icen bir kisi baska biralardan icmez burda

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*