3 Renk – Kırmızı: Chimay Red Bira Sanatkarı Keşişlerden Bir Başyapıt

Krzylof Kieslowski‘nin başyapıtı olan Trois Couleurs üçlemesinden esinlerek isimlendirdiğim Chimay üçlemesinde sıra geldi son renk olan Kırmızıya. Chimay’ın ve genel olarak Trappist biralarının tarihçesi hakkında bilgileri hem Chimay Blue hem de Chimay Tripel yazılarında vermeye çalıştım. Bu yazıda eksik kalan noktalar hakkında küçük bilgiler vereceğim ve Chimay Red’in tadımına geçeceğim ve böylece Chimay üçlemesini de tamamlamış olacağız ve artık Eylül ayı ortasında ülkemize teşrif edecek olan Chimay’ları beklemeye başlayacağız. Şahsen ben her üç birayı da çok beğendim ve bir Trappist birasının istediğim zaman elimin altında olacağını bilmek beni bir bira sever olarak mutlu ediyor. Her zaman tekrarlıyorum, çok değil, 2011 yılını hatırlayın. Bugün değişik bir bira içeyim dediğimizde Heineken ve Budvar ile heyecan arıyorduk lan! Şimdi Leffe mi alsam, Tripel Karmeliet mi yoksa Duvel, aa Kasteel ve Kwak da varmış ya la diye karar vermek daha zorlaştı. Şimdi karar sepetine bir de Chimay eklenecek. Schneider Weisse’ler, Fuller’s serisi, Schlenkerla, Kriek Max, Jever filan bunları da eklersek iki yıl öncesine nazaran çok ama çok iyi durumdayız. Kıç kaşıma, tahtaya vurma, dil ısırma filan her türlü batılı yapalım da nazar değmesin. Ben yeri gelmişken bu biraları binbir zorluğa rağmen Türkiye’ye getiren ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Devam edin. Neyse, ben de kaldığım yerden devam edeyim. Chimay’ı yakından tanımaya devam ediyoruz ve bunu yaparken ilk başlayacağımız nokta da Chimay Red’in de bir üyesi olduğu Dubbel biralarını tanımak olacak.

Chimay Tripel‘i anlatırken Tripel teriminin (iddiaya göre) biraların alkol oranını belirlemek için kullanılan X işaretlerinden geldiğinden bahsetmiştim. Hafif alkollü biralar tek X, orta alkollüler XX ve yüksek alkollü biralar ise üç XXX ile gösteriliyormu. Yani 3 çarpı olanlar “tripel” olarak isimlendiriliyormuş. Dubbel sizin de tahmin edeceğiniz gibi “double” anlamına geliyor ve genelde en az %6.5 ve en çok da %8 alkol içeren Belçika biralarını adlandırmakta kullanılıyor. Ama Dubbel’ı Tripel’den ayıran tek özelliği bu çarpı sayılarının farkı değil. Öne çıkan ilk fark Dubbel’ların Tripel’lere göre renklerinin koyu olması. Resimlerde de göreceğiniz gibi ya da Westmalle Trappist Dubbel tadımından da hatırlayacağınız gibi gayet koyu hatta siyaha yakın bir rengi var Dubbel biraların. Ancak Dubbel biralar bu koyu renklerini İngiliz ve Alman Dark biraları gibi yanık malta değil, Chimay Tripel yazısında da bahsettiğim Belgian Candi Sugar denen şeker şurubunun yüksek derecede karamelize edilmesinden ve böylece koyulaşmasından. Yanık malt genelde kahveyi ve çikolatayı çağrıştıran aromaları katarken, Dubbel biralarda kullanılan Belgian Candi Sugar daha çok karamel ve kuru üzüm aromalarını çağrıştırmasıyla meşhur. İlk Dubbel tipi bira 1926 yılında Westmalle Manastırı’na keşilere biralarının kalitesini yükseltmek için yardıma gelen Henrik Verlinden (ve beraber çalıştığı Westmalle keşişleri) tarafından üretiliyor. İsmini de Dubbel Bruin koyuyorlar ve oldukça beğenilen bu bira stili hemen diğer manastırlar ve üreticiler tarafından kopyalanıyor ve daha da yaygınlaşıyor. Her ne kadar Dubbel deyince anavatanı olan Belçika akla gelse de başta Amerika olmak üzere, Brezilya, İtalya ve İskandinav ülkelerindeki craft bira üreticileri tarafından da üretilmeye başlanmış. Bu arada, yeri gelmişken ve ben de bu terimi ilk kez kullanıyorken size de sormak istedim. Craft birayı Türkçeye Butik bira diye çeviriyorlar ama bu Türkçe’ye çevirmek mi oluyor şimdi? Sanki İngilizceden Fransızcaya yapılan bir çeviri gibi geliyor bana. Bir de “artizanal bira” diye bir şey gördüm ki “Adam Prens Charles Beyler!” diyesim geldi. Güzel bir önerisi olan varsa yorum kısmında bekliyorum. Sakın hemen seslisözlük’e bakmayın, orada da “zanaat bira” yazıyor amk!

Biraz da Chimay’la ilgili eksikleri kapatmaya çalışayım elimden geldiğince. Dünyada bira gurmesi denilince akla ilk gelen kişi The Beer Hunter lakaplı Michael Jackson’dır. (adını söyledikten sonra da şarkıcı olan değil diye eklerdi hep rahmetli). Ve MJ Beer Hunter ismiyle bir televizyon programı yapıyor ve bu programda dünyanın çeşitli yerlerini gezip biralar tadıyor. Belçika’nın MJ için ayrı bir yeri var çünkü biraya olan tutkusu ilk kez Belçika birası içmesiyle başlıyor. Sunumdu, bardaktı, tat, koku, köpük derken adamın aklını almışlar ve resmen hayatı değişmiş MJ’in. Bu programlardan birisinde MJ Chimay’ın sembol isimlerinden olan Father Theodore ile bir röportaj yapıyor ve Father Theodore Chimay’ın kendine has mayasını 1948 yılında nasıl yetiştirdiğini anlatıyor. Father Theodore şöyle diyor: “mayayı oluşturma işi tam bir keşiş sabrı istiyordu, gerçek bir Benedikten sabrı. Birçok maya oluşturdum ve hedeflediğimiz bira için en uygun olanlarını izole ettim. Ama hedefimizdeki birayı yapabilmek için dikkat etmemiz gereken birçok nokta vardı. İlk olarak kesinlikle güzel bir tadı olmalıydı. Ama daha da önemlisi yapmak istediğimiz bira yüksek alkol içeriyordu ve maya bu alkol oranı karşısında ölüyor, fermentasyonu sonlandırıyordu. Yani alkole dayanıklı bir maya üretmek gerekiyordu. Ayrıca, ikinci fermentasyon şişede olduğu için, şişeye de konulacak olan bu maya bir de şişenin dibe çökmeliydi.” Burada devreye Chimay Blue’yu incelerken bahsettiğim bira profesörü Jean De Clerck devreye giriyor ve ikili istedikleri mayayı üretiyorlar. Bu alıntıdaki benim gözüme çarpan en önemli nokta, Father Theodore’un üretim için gerekli olan keşiş sabrına yaptığı vurgu. International Trappist Union’ın genel sekreteri Anneke Benoit de bu olguyu şöyle özetliyor: “If there is no monastic life, there is no monastic beer.” Yani bu keşiş disiplini bu dünya harikası biraların ortaya çıkmasında ve kalitelerini yıllardır sürdürmelerinde önemli bir rol oynuyor. Amacın para kazanmak olmadığı bir inanış doğrultusunda sınırlı sayıda üretim yapmak kalitenin her daim en üst seviyede olmasını sağlıyor. Bir başka Belçikalı Trappist Manastırı olan Rochefort’un bira üretim müdürü olan Dom Albert van Iterson’un söyledikleriyle noktalayalım bu paragrafı: “We are not a commercial organization, and have no desire to become one. We are monks!”

Chimay mayasını üreten Father Theodore ve De Clerck uzun yıllar boyunca da Chimay’ın gelişmesine katkıda bulunmaya devam ediyorlar. De Clerck 1978 yılında vefat ediyor ve eşiyle birlikte manastıra gömülerek kimseye tanınmayan bir ayrıcalıkla onore ediliyor. Father Theodore ise neredeyse temiz bir 40 yılını Chimay’ın bira üretimine adıyor. Mesela, silindir şeklinde ve alt kısmı konik olan geleneksel fermantörleri 8 metre derinliğinde ve 4 metre enindeki açık fermantasyon kazanlarıyla değiştiriyor. Böylece biranın mayaya olan temasını da maksimize ediyor. Bu uygulama zamanının ötesinde bir uygulama. Father Theodore burada gerçekten de geleceği öngören bir hamle yapıyor. 1991 yılında da emekli olup emekli hayatının keyfini her gün manastırın bahçesinde bir Chimay Triple içerek çıkartıyor. Yaptığı katkıyı gösteren ve kendisiyle özdeşleşen bir kazanı gösteren plaketi resimde görebilirsiniz. Bu arada, aşağıya Trappist Manastırlarının Belçika’daki yerleşimini gösteren bir resmi de koymak da istedim. Sten Hieronymu’nun “Brew Like a Monk:  Trappist, abbey, and strong Belgian ales and how to brew them” adlı kitabında gördüğüm bu harita benim çok hoşuma gitti. 

Saygıdeğer Father Theodore’un ünlü Chimay Trappist Birasını  1954-1988 yılları arasında Scourmont Manastırı’nda itinayla üretirken kullandığı 175 hektolitrelik kazandır.


Sıra Chimay Red’de. Chimay’la ilgili bazı teknik bilgileri vermek istiyorum önce. Chimay Red’in alkol oranı %7. Chimay serisi içerisinde alkol oranı en az olan bira. Ama yine de Türkiye ortalamasının üzerinde bir oran %7. Pilsner ve karamel maltları kullanılan Chimay Red’de yine Chimay Blue ve Chimay Tripel’de olduğu gibi %5 oranında şeker (Belgian Candi Sugar) ve %10-15 arasında buğday var. Hatırlatayım, buğday köpüğün kıvamlı ve kalıcı olması için kullanılıyor. Amerikan şerbetçiotları (Cluster, Nugget ve Galena) acımtırak tat için ve Alman Hallertau şerbetçiotu da aroma için kullanılmış. 20 ila 28 santigrat derece arasında yapılan ve 4 gün süren ilk fermentasyondan sonra biramız şişe içinde ikinci kez fermente ediliyor ve üç gün sürüyor bu ikinci fermentasyon süreci. Bu arada, daha önceki Chimay yayınlarında değinmemiş olabilirim, ikinci fermentasyonda şişeye konulan maya ilk fermentasyonda kullanılan mayayla aynı. Bu arada, Chimay’ın 33’lük ve 75’lik şişeleri aynı renkleri taşıyor olmalarına rağmen farklı adlandırılıyorlar. 33’lük Chimay Red’in 75’liği Premiére, 33’lük Chimay Tripel’in 75’liği Cinq Cents ve 33’lük Chimay Blue’nın 75’liği Grande Réserve olarak adlandırılıyor. Hani bir yerde görürseniz aklınıza takılmasın diye yazayım dedim.

Chimay Red’in önerilen tüketim sıcaklığı 10-11 santigrat derece. Ben de bu öneriye uyuyorum ve buz gibi değil, bu sıcaklıkta içiyorum. Çünkü bu tip biraları çok soğuk içmek içlerindeki bazı aromaların baskılanmasına ve açığa çıkamamasına neden oluyor. Aklınızda olsun. Etiketteki tavsiye edilen servis sıcaklığını atlamayın derim ben.

Şişenin boynunda yazanlar, burada “Abbey De” 

Burada ise “Scourmont” yani manastırın ismini yazmışlar

Bardak olarak bu sefer daha değişik bir bardak tercih ettim. Bazı Belçika biraları için de sıklıkla kullanılan tipik konyak bardağını seçtim bu sefer. Bu bardaklar ve bazen de şarap kadehleri bira tadımında sıklıkla kullanılıyor çünkü yapı itibariyle aroma ve kokuyu ortaya çıkartmak için uygun bir tasarımları var. Ama, unutmadan belirtmem gerekir ki her birayı kendi bardağıyla servis etmek en doğrusu. Biranın kendisini bulduğumuza şükredip, bardak da olmasın artık canım “n’apak içmeyek mi kanka” diyoruz. Bu arada, Chimay Red’in bu bardaktaki görüntüsü beni cezbetti diyebilirim.

Chimay Blue’yu köpürtememiş ve acısını Chimay Tripel’den çıkartmıştım ama Chimay Red sanki Chimay Blue’da başıma gelenden haberdar gibi daha kapağını açar açmaz şişeden dışarı çıkan köpüğüyle birazdan olacakların haberini veriyordu. Ender gördüğüm bir sahne diyebilirim. Bardağa koyar koymaz da çok güzel bir köpük elde ettim bu sefer ve son yuduma kadar da bu köpüğü keyifle izledim. Yine tekrarlayalım, şişenin içinde maya olmasından ötürü şişenin 4 / 5’lik bir kısmını bardağa koyup, kalanını sallayarak mayayı da biraya katmayı unutmadım içerken.

Artık Chimay Red’in kokusunu içime çekme zamanı geldi. Karamel, üzüm ve hafif bir pekmezimsi koku ilk öne çıkan aromalar. Kahve ve çikolata aromalarının daha çok yanık malttan yapılan Dark biralarda olduğunu yukarıda yazdım ama Chimay Red’de bence hafif de olsa bir kahve kokusu var. Bu belki karamelden belki de şekerli tadından kaynaklanıyor ve ben kahveyi çağrıştırıyor olabilirim ama bana kahvemsi bir kokuyu andırdı.

Evet, şimdi beklenen an ve ilk yudum. Hemen yukarıda bahsettiğim kahvemsi koku damakta da kendisini gösterdi benim için. Buna ilaveten, siyah erik ve siyah üzümü andıran koyu meyvelerin tatlılığı ve aroması da hissedilir düzeyde. Şerbetçiotlarının tadını ve o acımtraklığı hissetmek zor çünkü Chimay Red’de kullanılan Candi Sugar bu bitter tadı biraz baskılamış. Ben şahsen bitter bir tat alamadım, şerbetçiotlarının geri planda ve diğer aromaların daha ön planda olduğu bir yapısı var Chimay Red’in. Gayet kalıcı bir after-taste sahip olan Chimay Red’i yudumladıktan sonra ağzınızda hafif tatlı bir tat kalıyor. Bu arada, Chimay Red, sanırım alkol oranından dolayı, Chimay Blue ve Chimay Tripel’e göre içimi daha kolay olan bir bira. Alkolün kokusunu almak gayet mümkün ama damakta çok belirgin bir alkol tadı bırakmıyor. O yüzden, dikkatli tüketmekte fayda var. Güzel gidiyor ama sonradan çarpabilir!

Bu son fotoğrafı da artık koymaya karar verdim. Şimdiye kadar ki bütün tadımlarda istisnasız inatla masaya çıkıp, kadraja giren (Hoegaarden yazısındaki bir fotoğrafta beyfendinin kuyruğu da arka planda maalesef!), inatla her birayı koklayan ve daha sonra suratıma “Ulan av hayvanlı ve ciğerli yaş mama varken bunlarda ne buluyorsun amk!” der gibi suratıma bakan Lokum bu tadımda da rahat durmadı ve şöyle bir poz verdi. Böylelikle yeşil örtüdeki beyaz tüylerin gizemi de çözüldü sanırım. Pis pasaklı değiliz lan yoksa!

Kuş mu lan o! 

BeerAdvocate: 92 / 100 (outstanding)

RateBeer: 99 / 100 (overall) 100 / 100 (style)

Benim Notum: 10 / 10

Böylelikle Chimay’ın üç rengini de sizlere tanıtmış oldum. Bu blogu açarken kafamdaki düşüncelerden birisi daha çok Türkiye’de bulanabilen biraları bloga taşımak ve onları tanıtmaktı. Böylece Türk bira severlere elimden geldiğince ne içtiklerini tanıma fırsatını vermiş olacaktım. Perge, Schneider Weisse Tap 5 ve Schneider Weisse Tap 7 ve Hoegaarden ile bunu az da olsa yapmaya çalıştım. Türkiye’de bulunması imkansıza yakın olan Sapporo, Westmalle, Pilsner Urquell gibi biralara da yer verdim. Şahsen ben bir bira incelemesini okuduktan sonra o birayı kendim de tecrübe etmek istiyorum. Ama Türkiye’de bulamayınca da hevesim kursağımda kalıyor ve ekran başında resmen acı çekiyorum. Chimay’ın Türkiye’ye Eylül ayında gelecek olmasından dolayı vicdanım rahattı bu üç yazıyı yazarken. Sizleri sadece bekletiyorum bu sefer diyebilirim.

Son olarak, Chimay’in üç çeşidine de ben 10 verdim, biraz notum bol galiba ama RateBeer ve BeerAdvocate siteleri de bu biralara çok yakın puanlar vermiş. En çok beğendiğim Chimay Tripel oldu. Daha sonra Chimay Blue ve sonra da Chimay Red. Ama bu sıralamada aradaki farklar çok küçük diyebilirim.

Chimay’ın üç çeşidini de bana ulaştıran Gürhan’a tekrar teşekkür ediyorum. Sayesinde Belçika’nın ve Dünyanın önde gelen Trappist biralarından olan Chimay’ı üç çeşidini de inceleyerek sizlere tanıtma şansım oldu.

Bitirirken, Michale Jackson’un The Beer Hunter programında küçük bir bölümü de eklemek istedim. Başlangıçta Michael Reyiz’in Chimay’ı afiyetle içişinden de anlıyoruz Chimay’ın hangi klasmanda yer aldığını.

Bu yazıda alkolü özendirme ya da tanıtma gibi bir amaç güdülmemiş, sadece şahsi fikirler paylaşılmıştır. İçki bizim dostumuz değildir, içki gebeştir, içki kötülüktür, pişmanlıktır. Tek dostum içkim ve sigaram diyenler bok yemiştir. Chimay gelcek de nolcak amk! İçmeyin, ayran için. 

Görüşmek üzere…

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*