Bira Efsaneleri: Doğru Bilinen Yanlışlar

 

Efsaneye göre hoca sınfa girmiş ve demiş ki “kağıtları çıkartın. Soru şu, risk nedir?” Herkes sayfalarca yazmış ama bir çocuk sadece risk budur yazmış ve çıkmış. Herkes dökülürken o çocuk 100 almış. Bu çocuk nedense her üniversitenin çeşitli bölümlerinde okumuştur ama kimse ne görmüştür ne de duymuştur. Bu geyiği bilmeyen yok sanırım. Nesilden nesile aktarılan bu hikaye artık bir efsaneye dönüşmüş durumda ve ne hangi okulda olduğunu biliyoruz ne de hangi bölümde. Hatta böyle bir şeyin olduğu bile şüpheli. Bira konusunda da buna benzer birçok efsane var ama bu efsanelerin gerçek olup olmadığını ortaya koymak olası. Bu yazıda birçoğumuzun mutlaka duyduğu bazı bira efsanelerinden bahsedip olayların gerçek yüzünü göstermeye çalışacağım. İlk efsane gelsin o zaman.

Koyu biralar (dark) açık renkli biralara göre daha yüksek alkollü olur.

Gerçek: Bir biranın koyu renk ya da açık renk olması tamamen maltın ne kadar kavrulduğuyla alakalıdır. Biraya rengini veren temel unsur kullanılan malttır ve siz maltı ne kadar çok kavurursanız, malt o derece koyu olacaktır (siyaha yakın) ve biraya rengini verecektir. Biraz daha detaya girelim. Bira üretmek için maltı çimlendirmeniz gerekiyor [bkz: ilkokulda yoğurt kabında pamuğa fasülye koyup suladığımız o iğrenç deney] Maltı ıslatıyoruz ve çimlenmeye başlayan maltı kurutuyoruz. Endüstri devrimi öncesinde bu kurutma işlemi söyle. Dev bir ateş yakıyorsunuz ve maltı bunun üzerinde tutarak kurutuyorsunuz. Kaçınılmaz olarak malt kavruluyor ve kahverengi-siyah arası bir renge dönüyor. Endüstri devrimi sonrasında buharla kurutma ortaya çıkınca, artık maltı kavurmadan-yakmadan kurutma ihtimaliniz mevcut. Yani malt asıl rengi olan sarı rengi koruyor ve ortaya sarışın bir bira çıkıyor. Bugün dünyada satılan 10 biradan 9’u olan, bira denince de akla ilk gelen altın rengi şeffaf biralar da endüstri devriminin bir ürünü ve 1842 yılında Çek Cumhuriye’nin Plzen şehrinde ortaya çıkıyor. Daha da detay istiyorum diyenler tıklasın. Koyu biraların daha yüksek alkole sahip olmadığına dair bir iki de örnek vereyim. Meşhur siyah bira Guinness 4.2 alkol oranına sahipken, Belçikalı keşişlerin elinden çıkan sarı renkli Westmalle Tripel ise 9.5 alkol oranına sahip. Sonuç olarak, koyu biralar sadece koyu olur. Renk ve alkol oranı arasında bir bağlantı yoktur.

 

Bira buz gibi içilmelidir

Dünyada ve ülkemizde belki de en çok doğru bilinen yanlış sanırım bu. Az önce yukarıda bahsettiğim üzere, dünyada satılan her 10 biradan 9’u lager-pilsner türü sarışın, berrak, %5 civarı alkollü ve aroma yelpazesi dar olan biralardan oluşuyor. Bu biralar da soğuk içiliyor. Biraların yüzde 90’ını soğuk içilince kaçınılmaz olarak “Bira soğuk içilir” algısı ortaya çıkıyor. Ancak gerçek hiç de öyle değil. Her bira türünün içim sıcaklığı farklı. Misal, Chimay Blue (%9 Alkol), Westmalle Dubbel (%7) ya da Orval (%6.5) gibi biralar 10-12 derecede içilmesi tavsiye edilen biralar. Peki neden? Soğuk aromaları baskılayan bir şey ve yukarıda saydığım biralar da oldukça aromatik biralar. Siz bu biraları ne kadar soğutursanız, aromalarını o kadar baskılarsınız. Ülkemizde Chimay Blue’yu ya da Westmalle Tripel‘i 2-3 derecede satan yerler görüyorum ve yüzüm düşüyor. Siz siz olun, bu biraları sakın soğuk içmeyin. Zaten etiketlerinde de kaç derecede içilmesi gerektiği özellikle belirtiliyor.

Ne kadar az köpük, o kadar çok bira

“Köpüklü bira geldiğinde aklınızda olsun, biranızdan çalıyorlar!” Böyle bir şehir efsanesiyle büyüdükten sonra elbette “birada köpük kötüdür” diye düşünmek olası. Ancak gerçekler pek öyle değil. Köpük biranın ayrılmaz bir parçasıdır ve olmaması demek [bazı özel stiller hariç] biranızın pek taze ve kaliteli bir bira olmadığı anlamına gelir. Köpük biranın havayla olan temasını da kontrol eder ve aromaların açığa çıkması ve bardaktan kaçmasını önler. O yüzden, biranızı köpüklü isteyiniz.

Bira doğrudan şişeden içilmelidir

Cevap veriyorum: HAYIR! Bira bardaktan, hatta kendi bardağından içilmelidir. Yani Duvel kendi özel lale bardağından, Schneider Weisse ise kendi uzun bardağından içilmelidir ki aromaları açığa çıkabilsin. Birayı şişeden içmenin tek artısı, eğer yaz akşamı sahilde ya da parkta lager tipi bir bira içiyorsanız biranızı daha uzun süre soğuk tutabilirsiniz. Eğer biranızı şişeden içerseniz, şişenin ağzı dar olduğu için biranız havalanamaz ve aromaların açığa çıkması zorlaşır. İkinci olarak, yine şişenin ağzının dar olmasından dolayı aldığınız yudumların büyüklüğünü ayarlayamayıp hava yutarsınız ve sonrasında şöyle bir cümle dökülür dudaklarınızdan “hacı bira şişiriyor yeaaa.” Hayır, bira şişirmiyor ama sen 2 şişe bira içerken bir miktar da hava yutup ondan şiştin.

Şişe biralar kutu biralara göre daha iyidir

Biranın saklanması konusunda 2 önemli etken var; oksijen ve gün ışığı! Şişe biralarda zamanla kapağın altından oksijenin sızıp biraya ulaşması olası ve bu durum da biranın bozulmasına yol açıyor. Ayrıca, ister kahverengi ister yeşil olsun, şişeler gün ışığını kutu kadar iyi kesemezler. Corona ve Miller gibi saydam şişelerde saklanan ve bir de üzerinde çevir-aç kapak olan biralar bozulmaya ennnn yakın adaylar. Aklınızda olsun.

Bira şişmanlatır

Bira göbeği diye bir kavram artık literatüre geçmiş vaziyette. Ancak, göbeği yapan gerçekten de bira mı? 50 cl %5.4 alkollü bir biranın ortalama kalori değeri 220-250 arasında. Aynı ölçüde portakal suyunun kalorisi kaç peki? O da aynen 200-250 kalori. Peki gelelim, biranın yanında tık tık yutunuz tuzlu fıstığın kalorisine. Sadece 100 gramı 580-600 kalori! Yani, aslında bira göbeğini yapan bira değil, yanında yediğiniz tuzlu fıstık. Patates kızartmasına ise hiç girmeyeyim. Ayrıca, 2011 yılında daha önce yapılmış 31 adet çalışmanın değerlendirmesi yapılıyor ve çıkan sonuç şöyle; sadece düzenli binge drinking [bir gecede abartı içmece] yapanlarda bira ve kilo alımı anlamlı bir şekilde gözlemlenmiş.

Biranın dibi daha acıdır

Bu da sıklıkla duyulan bir geyiktir. Abi kutunun-şişenin dibi acı yeaa. Yukarıda birayı kesinlikle bardaktan içmeniz gerektiğinden bahsettim. Ama diyelim ki bardak bulamadığınız bir sahil akşamındayız ve şişeden-kutudan biramızı yudumluyoruz. Son yudumlara gelindiğinde birada bir acılık var, evet. Peki bu başlıkta tezi doğruluyor mu? Aslında olay şu, biz birayı elimizde tuttukça ya da havanın sıcaklığına bağlı olarak bira ısınıyor ve ısınan birayla beraber aromalar yavaşça açığa çıkmaya başlıyor. Aslında biramız şişede de kutuda da homojen. Her yeri aynı acılıkta ama zamanla ısınıp şerbetçiotu aromaları ortaya çıkınca siz şişenin ya da kutunun sonlarına gelmiş oluyorsunuz. Yoksa her yudumu aynı acılıkta 🙂

Sizler de lütfen aklınıza gelen bira efsanelerini yorumlarda paylaşın. Gerçekler ortaya çıksın 😀

7 Comments

  1. Mesut uğurelli says:
  2. Hahaha yazıya bayıldık yahu, tam aranan başlıklara denenmiş, üniversiteye giren her öğrencinin eline çıktısını alıp dağıtmalık. =)

    • Bira Sevdası says:

      Kesinlikle. Hatta, Madde 1 “Bak genco, bu bölümde risk nedir sorusu sorulmadı! Bunu kafana çak ve ortamlarda hava atmak için bunu sanki bir arkadaşının başından geçmiş gibi anlatma!”

      Madde 2 “Bira bardaktan içilir.”

      Böyle uzar gider bu 😀

  3. Mükemmel yazı üstat, teşekkür ederim.

    • Bira Sevdası says:

      Merhabalar. Ben teşekkür ederim güzel yorumunuz ve zaman ayırıp okuduğunuz için.

  4. Merhabalar,

    Ne kadar efsane olur bilmiyorum ama şu da eklenebilir mi acaba?

    ‘Ben “%100 Malt” içerim, diğerinde şeker varmış!’

    Bu konu da bir açıklığa kavuşsa hiç fena olmaz, gerçekten sadece bir slogan mı bu %100 malt olayı, yoksa doğruluk payı var mı? : )

    • Bira Sevdası says:

      Selamlar. Bu şeker konusu son 2-3 yıla ciddi damgasını vurdu. Burada bence bu reklamı yapanların hakkını vermek lazım ilk önce. İnsanların kafasına bunu çok iyi işlediler. Birada şeker olur mu? Ya da en iyi bira %100 malttan yapılan mıdır sorusu çok genel kaçıyor. Bence şöyle sorarsak daha iyi bir cevap buluruz. Lager biralar %100 malt mı olmalı. Bence evet! İyi lager biralar genelde arpa maltı, şerbetçiotu, su ve maya kullanılarak yapılır. Şeker burada alkol için nişasta yaratmak ve daha az malt kullanılarak bira yapmaya yarıyor. Yani maliyeti düşüren bir şey. Yine buğday biraları için de (ale kategorisindeler) şeker kullanılmaz kesinlikle. Eğer kullanan varsa bilin ki maliyet düşürüyordur.

      Ancak Belçika biraları için mesela bu şeker durumu farklı. 8.5 ya da 10 derece alkole sadece malt ile ulaşmak mümkün değil, alkol derecesini artırmak için Belgian Candy Sugar dedikleri özel bir şeker kullanıyorlar (pancar şekerinin kaynatılmasıyla yapılıyor) Biraya hem renk vermesi hem de alkolü artırması için koyuyorlar. Gövdeyi hafifletip sindirime de iyi geldiği iddiası da var 🙂

      Dünyanın en önde gelen biralarında şeker var. Chimay, Trappsites Rochefort, Westvleteren, Westmalle, ya da Dvuel bunlardan sadece bazısı.

      Dediğim gibi. Şekeri ne için kullanacağınız önemli. Maliyet düşürmek için mi? Alkolü artırmak için mi?

      En baştaki soruya dönersek, bence Tuborg Gold > Efes Pilsen Klasik. Lager birada ne pirinç olmalı ne de şeker. Türün iyi örneklerinin hiçbirinde yok!

      Umarım aydınlatıcı olmuştur 😀

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*